Bana Ulaşın

Yandaki formu kullanarak bana ulaşabilirsiniz

 


İstanbul,
Türkiye

ZENCEFIT

Ve 3. Şanlıurfa Yarı Maratonu

Burcu Henderson

Bana ifade ettiği diğer  şekliyle  ilk yarı maratonum ve bir sürü ilki içeren seyahat.:) Cuma akşamından gitmiştik Şanlıurfa'ya. Koşunun yanında, aklımızda başka planlar da vardı ve onlar için bize zaman lazımdı. El Ruha Otel'de kaldık, merkezi ve otantik :) . Balıklı Göl'e çok yakın olmasıyla lokasyon bakımından çok iyi, temiz, hizmet de iyi. Cumartesi sabahı ettiğimiz kahvaltı ise, benim için bir hayal kırıklığı. Balıklı Göl'ü ziyaret, içilen ilk menengiç kahvesi ve kemiklerimizi ısıtan hava ne güzel.

 Biraz vakit geçirip, saat 12:00'de başlayacak koşu kaydına gittik, kayıt yine otelimizde. Arkadaşlarım sorunsuz kayıtlarını yaptırıp, numara ve çiplerini aldılar. Sıra bana geldiğinde 94  göğüs numaram pek bir nazlı. Bir türlü çip okunup, kayıt tamamlanamıyor. Numara değiştiriliyor, yine olmuyor. Kablolar ve sistem kontrol ediliyor, arkadaşlarım bekliyor. Benim yüzümde şaşkın ve endişeli bir ifade. Tekrar  94 numaraya dönüyoruz, yaklaşık 20 dakika ve yapılanlardan sonra 94 numara yine benim oluyor. Arkada sıra gittikçe uzuyor. Tekrar başa dönüp, tişört ve şapkamı da aldım mı, artık Halfeti yollarına düşebiliriz. O da tamam.

Çoğu protein :)) 

 Eski Halfeti Urfa'ya yaklaşık 1,5 saat uzaklıkta Fırat Nehri'nin suları altında kalmış ilginç bir yer. Sessiz ve güzel ama sular altında kalmış eski hayatları düşündükçe, içinizde garip duygular uyandırıyor. Başkan'ın yerinde yemek ve tekne turu, hava serinliyor.

Şehre dönüş biraz çileli, karanlık erken basıyor, yollarda ışık yok. Urfa'ya dönünce, 21kmye güvenip biraz baklava takviyesi , erken otele dönüş. Turistik kısmı, daha fazla fotoğraf ve detay için sizi

Moda Cadısı

'na beklerim :).

Saat 11:00 gibi uyudum, 7-8 saat  güzel bir uyku pazar günkü koşu için yeterli olacaktı. Alarmı 06:30 a kurmama rağmen, 5:46 da ayaktayım. Neler olacak, zorlanacak mıyım, bitirebilecek miyim? Dizlerim ağrıyacak mı, 2,5 gündür dinleniyorum ama  bazen koşmayı zorlaştıran

shin splints (Koşucu ayağı)

denen alt ön bacaktaki ağrılar geri gelecek mi?  Hepsi kafamdan geçiyor. Kalkıyorum. Su içiyorum, biraz heyecanlıyım.

Giyinmeye başlıyorum. Sürtünme ihtimali olan yerlere yara bantı yapıştırıyorum, ayaklarımı kremliyorum. Çipimi verilen plastik bantlarla bağlamak yerine, daha öncekiler gibi ayakkabı bağımın son iki deliğinden geçiriyorum.

Kahvaltıya iniyoruz. Ben biraz sütle, az mısır gevreği ve kuru üzüm alıyorum  büfeden. İçine dışarıdan aldığım muzu doğruyorum, 1 fincan da  sütlü kahve, yeter. Koşuya yaklaşık 2 saat olduğundan, bunları eritecek fazlasıyla da zamanım olacak.

 Odaya çıkıp, numaramı takıyorum, son hazırlıklar tamam. Lobide diğerleriyle buluşuyoruz, hepimize rahat bir hava hakim.

 2 kişi 21k, diğer 2 kişi ise 10 k koşacak.  Koşu belediyenin oradaymış, arabayla otele yaklaşık 5-10 dk.

Erken orada oluyoruz. Ben böyle koşularda alanda erken bulunmayı, etrafa bakınmayı, sosyalleşmeyi, ısınmayı, ortamı sindirmeyi seviyorum ve bunun için yeterince vaktimiz oluyor.  Her şeyin yeni kurulması beni biraz endişelendirse de, sorun olmuyor. Halk oyunları ekibi, çıkıyor sahneye. Halay bir ısınma şekli olarak düşünülmüş olmalı, böyle olur Şanlıurfa'da yarı maraton :) . Etrafta Afrika kökenli ve daha önceki koşulardan tanıdığımız atletler var, şimdiden kimlerin derece alacağı belli :) .

 Sizin bahaneniz neydi pardon??

Tam yanımızda jeanleri ve mavi üniformaları ile bir kız atletizm grubu duruyor. Koşacaklar mı, böyle mi koşacaklar acaba derken, tanışıp konuşuyoruz. Yaşları 10-15 arası, başlarında idealist Nezahat öğretmen var. Bize yaptıklarını anlatıyor. Ortamın havasını solusunlar diye Viranşehir'den getirmiş çocukları. Onları yüzüstü bırakıp gidemediğini, nasıl herkese fırsat vermek istediğini, çocuklara atletizmi sevdirme çabalarını ve tabi maddi imkansızlıkları anlatıyor. Hikaye gözlerimizi sulandırıyor, bu ülkedeki kız çocuklarının durumu ortada, acaba biz bir katkıda bulunabilir miyiz diye düşünüyoruz. Kontak bilgileri alınıyor. İlk yarı maratonumu daha anlamlı kılmak için, bundan daha güzel bir sebep de olamazdı. Eğer aranızda kendilerine malzeme yardımı yapmak, koşmalarına biraz olsun destek olmak isteyen olursa ( Para olarak değil, malzeme olarak)  maillerinizi zencefit@gmail.com a bekliyorum.

Koşu zamanı yaklaşıyor.

Adım Adım

ekibinden birileriyle ısınma hareketlerimi yapıyoruz. Şimdiye kadar hiç bir koşuya, bu kadar uzun süre ısınarak başlamamıştım ama ilk 21k koşumda her şeyi doğru yapmak istiyorum ki, her şey doğru gitsin. :) 10 km koşacak olan arkadaşlarımızdan biri, kendini iyi hissetmeyip, yarıştan çekiliyor. :( .

Anonslar yapılıyor. Herkes start çizgisinde toplanıyor, hatta biraz geri gidilmesi gerekiyor.Biz arkalardayız ancak çipin okunduğu an baz alındığından sorun yok.

 Başlıyor koşu, ben yine 6dk /km ( 140-170 arası kalp atışı) lik hızda koşmayı düşünüyorum. İlk km bana sanki çok uzun geliyor, yavaş mı koşuyorum acaba derken 5:11'de bitirdiğimi görüyorum.  Çok hızlı gitmemeliyim ki, enerjim sona kadar yetsin diyorum zaten 2-3 km ler yokuş. Koşu boyunca sadece 3. km yi 6:05'de bitiriyorum, diğerleri hep 6:00 nın altında. Bu arada ilk andan bir rahatsızlık baş gösteriyor. Çipler şimdiye kadar kullandıklarımızdan farklı, büyük ve kare. Her adımda çip bileğime dokunarak baskı yapıyor ama düzelterek zaman kaybedemem diyorum, koşmaya devam ediyorum. 4. km de biraz yokuş aşağı koşuyoruz.

Yokuş aşağılarda da temkinliyim, kontrolü kaybetmiyorum. Çevrede ve organizasyon genelinde kadın koşucu çok az. Deneyimli olduğu belli yaşlıca bir erkek koşucu bana "bacakların uzun, iyi de koşuyorsun. Ben gerideydim ama bak seni inişte yakaladım, bacaklarını aç biraz " diyor.  Tamam diyorum ama benim belli bir ritmim var sonuçta, onu pek bozmak istemiyorum. :)  Müzik kulağımda, hava sıcak, daha başında su içmek istiyorum ama keyfim yerinde. Jagwar Ma'dan

Uncertainity

çalıyor, şarkının sözleri belki alakasız ama bana enerji veriyor.

5. km ye yakın ilk su istasyonu var, sudan 2-3 yudum alıyorum ama kendisinden ayrılmak zorundayım. 5. km den sonra 10 km ye kadar devamlı hafif eğimli yokuş tırmanıyoruz. 58:46 10k den dönüş zamanım.  Biraz su içip, koşunun yarısını da bitirdiğim ve yokuş aşağı koştuğum için daha da rahatlıyorum. Rüzgar bu sefer yüzüme vuruyor, bir mutluluk içimi kaplıyor. Aşağılarda bana öğüt veren beyefendiyi görüyorum, anlaşılan öğüt işe yaramış :). Yolun sol tarafı bizim için tahsis edilmiş, sağ tarafta trafik devam ediyor, geliş ve gidiş diğer tarafta aynı yerden. Bir ara müzik kulağımda, konsantre ilerlerken çok yüksek sesli, dadidadi tipinde bir korna ile irkiliyorum, bir an sanki arkamdan geliyormuş gibi hissediyorum. Yanımdan hızla kocaman bir kamyon geçiyor, yaptığıyla gurur duyarak sırıtan bir adam görüyorum pencereden, ben ise elimle napıyorsun diyorum. Sol ayak baş parmağımın altında yanma başlıyor, bir su toplama habercisi olabilir ama önemsiz. Koşuyorum, koşuyorum ama zamanım hep 6:00 dan aşağı, nabız 160-165 gibi.  Bir ara nasıl olduğunu tam hatırlamıyorum, çipin olduğu sağ ayak bileğimi görüyorum, sıyrılmış, kanıyor. 2 kere eğilip, ayakkabının dilini çekmeye çalışıyorum ama nafile. Biraz canım sıkılsa da, o ruh halini üzerimden çabuk atıyorum.  Bir yandan sol parmak, diğer yandan bilek, bir yandan akan burnum ama dediğim gibi adrenalin ve koşmak öyle bir şey ki, onları hissetmiyorum bile, bitirmem gereken bir koşu var. :)

Ben doğal ortamımda, doğal olarak akıp duran burnumu siliyorum sonra bir kafamı kaldırıyorum ki fotografım çekiliyor, bari düzgün çıksaydım diyorum gülerek :) 

Yaklaşık 18. km de falan hala 1:36 lardayım, 6 hızda ile koşsam diyorum 2 saatin altında bitirim, bu düşünce beni gülümsetiyor.

Bir ara masterlardan biriyle koşuyoruz uzunca bir süre, o sonra gazlıyor. Ben ise, biraz daha hızlanıyorum ve  yaş kategorimde ödül kazanabilir miyim acaba sorusu düşüyor aklıma. Bunu düşününce, motivasyonum daha da artıyor. Şehir merkezi görünüyor, artık çok az kaldı. Koşmaya devam ediyorum. Nabzım 178 e kadar çıkıyor. 20. km yi,  4:59 da geçiyorum.

Finishi görüyorum, insanlar alkışlıyor. Adımı duyuyorum 94 numara ile Burcu Olgun, alkışlara ben de katılıyorum. Kızlar beni bekliyor, onlara sarılıp sevincimi paylaşıyorum. Su ve biraz oturmaya ihtiyacım var. Tüylerim diken diken, bacaklarım titriyor. Çipimi alıyorlar. Artık bileğimde bir yaram, üstümün iziyle bir amele! yanığım  ve ayağım da düşündüğüm gibi kocaman bir baloncuk var. Varsın olsun, hiç önemli değil!

Her şey yeni bir tecrübe, artık küçük ve yuvarlak olmayan çiplerle ilgili ne yapmam gerektiğini biliyorum :) .

 Sertifikamın çıktısını alıyorum

1:54:38

diyor. Bu hazırlık amacıyla koştuğum iki 21km den yaklaşık 10 dakika daha iyi. Ben de inanamıyorum sonucuma ama sevinçten içim içime sığmıyor. Hem bitirdiğim için, hem de bu kadar iyi bir sürede koştuğum için. Nike Running'de de 1000 km yi deviriyorum.

 Bu arada daha fotoğraf bile cekmeden, organizasyonda oluşan garip bir arbede sırasında telefonumu düşürüp, ekranını kırıyorum. Sevincimi kimseyle paylaşamadan bunun olmasına üzülüyorum ancak güzel anlarımı gölgelemesine fırsat vermiyorum. Ara ara bir bulut geçiyor gözlerimdem ama kalıcı olmuyor.

Biraz da parkurdan bahsetmek gerekirse; isminde Göbeklitepe geçtiği ve daha önce nerede olduğunu bilmediğimden, o tarihi tepeye yakın bir yerlerde koşacağız sanıyorum ancak sadece sonradan yapılmış binalar ve sarılığın hakim olduğu bir otobanda koşuyoruz ki, bu beni biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Parkur çok zor bir parkur değil, yokuş antenmanınız var ise, rahat edeceğiniz kesin. ;)

Ödül törenine geçiliyor. Yaş kategorilerinde ödül verileceğini de öğreniyorum dolayısı ile şansım olabilir, bekliyoruz. Etraf, daha da kalabalık. Bir kaç sıkıcı ama neyseki kısa bürokrat konuşmasından sonra, ödüller açıklanıyor. Önce engelliler kategorisi ödülleri veriliyor ama onları göremiyoruz bile. Bu kadar zorlukla mücadele eden bu sporcuları herkesin görmesi, alkışlaması  gerekirken, sahneye çıkmaları için bir rampanın yapılmamış olması sinirimize dokunuyor ve organizasyonun en büyük eksisi olarak aklımıza kazınıyor.

Sıra benim yaş kategorime geliyor, 1. değilim, zaten beklemiyordum. 2. olarak adım okunuyor. Bir çığlıkla, sahneye yöneliyorum.

 Kürsüdeyim, bunun olduğuna inanamıyorum. Hayatımın hiç evresinde, bir spor dalında başarılı olacağım aklımın ucuna bile gelmezdi ama kendime inanıp, çalışarak bunu elde ettim. Tüm o erken sabahlarda koşmalar, çıkılan yüzlerce basamak, yataktan çıkmak istemediğimde bile kendimi zorlayıp koşmalarım, ciğerlerimi yakan soğukta tırmanılan yokuşlar artık bir anlam ifade ediyor. İyi ki yapmışım diyorum çünkü böyle güzel bir duygu, gerçekten eşine az rastlanır bir durum. Bu başarımda bana her zaman destek olan  ve beni koşmaya başlatan sevgilimin payı büyük. Bana göre en büyük alkışı da o hakediyor, ona karşı sevgim katlanarak büyüyor :) .

Ödül olarak, bir kupa, bir 2.lik madalyası, Şanlıurfa futbol forması, 75 tl ve isot kazanıyorum. :) En çok da nereden, nasıl alacağımı bilemediğim isota seviniyorum :) .  

21km koşan 13 kadın

arasından da 6. oluyorum. 21km koşan diğer arkadaşım

Kıvanç Ergun

'da kendi yaş kategorisinde ödül alıyor.

İşte ilk yarı maratonum böyle güzel geçiyor, ilklere sahne oluyor ve unutulmazlar arasına giriyor.

Vodafone İstanbul Maratonu

yakında, onda 15 km koşacağım ama çalışmaya devam.

*Daha fazla fotoyu

facebook sayfasına

daha sonra yükleyeceğim.