Bana Ulaşın

Yandaki formu kullanarak bana ulaşabilirsiniz

 


İstanbul,
Türkiye

modacadisi.jpg

MODA CADISI

Filtering by Category: "Scotland"

Summer colors scarf

Moda Cadisi

Günler biraz bulanık, sevgilim seyahatte, özlüyorum.  Bir an İskoçya'ya dönmek iyi gelebilir. ;) Seyahatlerde en sevdiğim şey charity shoplara ( Yardım mağazaları) yani satışın çeşitli organizasyonlara, vakıflara veya amaca yardım etmek için kullanıldığı dükkanlara veya 2. el ve vintage mağazalarına dalmak. Bu atkıyı Stockbridge'deki oyle bir mağazadan aldım. El örmesi, renkleri çok hoşuma gitti ve hem de paramı güzel bir amaca harcadım. Çantam da yine  Edinburgh Stockbridge'de ki ikinci el aksesuarlar satan bir diğer favori mağazam 

Handbag Heaven Exchange

den.

Days are a bit blurry my fiancé is away and I am missing him like mad. Maybe a flashback to Scotland may help? My favorite things to do when we are on a trip is exploring charity shops, second hand and vintage shops. I bought this handmade scarf from a charity shop in Stockbridge. Colours got me at the first glance and I was more than happy to spend my money for a cause. My bag is also a second hand from one of my favorite shops in Stockbridge Edinburgh called

Handbag Heaven Exchange

Palto /

Coat:

Isabel Marant

Tayt /

Leggings:

Miss Selfridge

Tişört /

Tee:

Asos

Gömlek /

Shirt:

Markasız /

No name

Hırka /

Cardi:

Zara

Atkı /

Scarf:

El örmesi

/ Handmade

Kolye /

Necklace:

Iconjane for Mija

Eldiven /

Gloves:

Evans

Gözlük /

Sunnies:

Michael Kors

Çanta /

Bag:

Sisley

Bere /

Beanie:

Primark

Botlar /

Boots:

French Connection

Uçur beni rüzgar

Moda Cadisi

İskoçya rüzgarsız olmaz ama bu sefer biraz dozu kaçmıştı. Özellikle St. Andrews'da sizi istediğiniz yere araçsız götürebilecek bir kıvamdaydı :). Fotoğraflardaki yerinde durmayan parçalardan da bunu anlayacaksınız zaten ;). Bundan sonraki kıyafetimde biraz buna benzeyecek sizi uyarmalyım. Bavul yapmak söz konusu olunca benim için ozellikle hafif, buruşmayan, birbiriyle kombinlenebilen parçalar o yolculukta bana eşlik edebilirler. Bu yolculukta da yine taytlar ve dar pantolonlardan vazgeçmedim. Zaten kış geldi mi, onlar benim bir nevi üniformam sayılırlar. Çekim yaparken bir süre o soğuk rüzgarı yedikten sonra, sonunda doğru yolu kalın beremi takıp, paltomun önünü kapatarak buldum.

I can't think Scotland without the wind however it was a bit too much last time. Especially in St. Andrews you could go from one spot to another with the help of wind, a vehicle was a waste of time :) You will also see that yourself with moving pieces in my outfit. I also should warn you because my next outfit post will also be very much alike to this one. When I pack, I mostly take light, non wrinkly, versatile pieces with me thus I took leggings and skinny pants with me. When winter arrives I call those pieces as my uniform anyway. After resisting the cold, strong wind I found the right way by wearing my thick beanie.

Palto/

Coat:

Isabel Marant

Tayt ve üst/

Pants and top:

Topshop

Gömlek /

Shirt:

H&M

Çanta /

Bag:

Urbanoutfitters

Botlar /

Boots:

French Connection

Eldiven /

Gloves:

Evans

Gözlük /

Sunnies:

Michael Kors

Bere /

Beanie:

All Saints

                                                    Atkı/

Scarf:

Lyle and Scott ( Burada sevgilinin bavuluna sarkmış olabilirim / Here I might steal from my fiancé's suitcase :))

Running shoes to the rescue

Moda Cadisi

Merhaba ve mutlu yıllar ! :) 20 gündür blog postu yazmayarak, blogumun tarihinde yeni bir rekora imza atmış olabilirim. Bunun 13 gününde İskoçya'da tatildeydim ve laptop başında vakit geçirmek istemedim. Anlaşılır bir sebep sanırım? :) Zaten son iki haftadır ülkenin gündemi, blog postlarından sahneyi çaldığından, yokluğumu farketmemişsinizdir diye umuyorum :).

O zaman yılın ilk postu Edinburgh'dan gelsin. Yeşillik, göl ve kuğular bize huzur versin. Edinburgh yürüyerek güzel bir şehir. İlk gün botlarımla dolaştığım şehri, ikinci gün rahatlığımdan ödün vermeyerek, koşu ayakkabılarımda dolaştım, sonuç bana minnettar ayaklar :). Ben size boşuna, hayat koşu ayakkabılarıyla daha güzel demiyorum ;) .

Hello and happy new year! :) It's been 20 days since my last post, it can be a new record in the blog2s history. I was in Scotland for a holiday 13 days and didn't want to spend my time in front of laptop, good excuse, right? :) 

First post of the year is from Edinburgh, peaceful location with trees, lake and swans. Edinburgh is a great city on foot. On our first day I was wearing my boots but second day decided to wear my running shoes instead. Result is my thankful feet :) That's why I always say life is better with running shoes. ;) 

Palto /

Coat:

Isabel Marant

Gömlek /

Shirt:

Markasız (No name)

Kazak /

Sweater:

Mango

Tayt (Yeni) /

Leggings (New)

Calzedonia

Kolye /

Necklace:

Iconjane for Mija

Şal /

Scarf:

Urban Outfitters

Bere /

Beanie:

All Saints 

Gözlük /

Sunnies:

Michael Kors

Çanta / Bag: Longchamp

Ayakkabı /

Shoes:

Nike

Her güzel şeyin, bir sonu vardır

Moda Cadisi

Merhabalar! :) Üzerinden bayram tatili geçti, millet üzerine en az 3 kapı daha yaptı, ben hala T in the Park yazıyorum.:)  Neyse geç olsun, güç olmasın işte kapanış postuyla İskoçya'ya veda hemen aşağıdaki satırlarda.

Pazar günü erken kalkıp kimsecikler uyanmamışken duşumuzu alıyoruz, gözüme kestirdiğim kozamsı şeyler de boş. En iyisi mi, ben istediğim fotoyu çektireyim diyorum.

Kahvaltıdan sonra biraz kulübelerimizin önüne takılıyoruz, Duygu komşuların sandalyesinde güneşin keyfine varıyor, hava konusunda şans yine bize gülüyor .

Müzik yine  12:00'de başlıyor, biz Spenny ile BBC introducing sahnesinin yolunu tutuyoruz, Model Aeroplanes dinliyoruz. 

Arkada elektrikli testere ile hayvan figürleri yapan sanatçının eserleri, o gün bank olmuşlar. Naber çocuklar??

Sivil toplum kuruluşları da alanda çadırlara sahip, insanlara kendilerini anlatma çabasındalar. Bir tanesine ait bu dilek yazılan kilitler, en ilgi çekeniydi.

Ben sonunda  kullanmak için uzun süredir beklediğim saç aksesuarımı takıyorum. Bu arada hava kuru ve binlerce insan dolaştığından her yer toz içinde. İşte o zaman Hunter çizmelerin, neden her koşulda kullanılabilen, optimum festival ayakkabısı olduğunu, biz de anlıyoruz.

Üst /

Top:

Free People

Şort /

Shorts:

Zara

Gözlük/

Sunnies

: Primark

Çanta/

Bag:

Mango

Saç aksesuarı /

Head piece:

Urban Outfitters

Parka: H&M

Bastille sahnede, performansları iyi. Onları yaklaşık 20 dk falan dinliyoruzz. Bir türlü

Pompeii

çalmıyor, tam sahneden ayrılmak üzereyken e eyo eyo dediklerini duyuyoruz ve çalmaya başlıyor, Pompeii'yi dinleyip, koşarak ana sahnenin yolunu tutuyoruz.

Ana sahnede benim ilk albümünü bolca dinlediğim Rita Ora var. Yine MTV'de seyrettiğim canlı performansına göre, ben kendisinden fazlaca ümitliyim. Rita Radioactive ile girmiş olaya. Saçlar; uçlar mavi, kıvır kıvır, üzerinde bol, pullu bir Ashish Spring 2013 pantolon ve denim ceket var. Sütyen üstle tamamladığı kıyafet, güzel vucudunu da yeterince göstermesine imkan veriyor, enerjisi çok yüksek ve sesi çok güzel. İngiliz olmasının verdiği avantajla Scotland'ı doğru söylüyor ve nasıl doğru söylüyor muyum diye, telaffuzu yanlış olanlar da dalga geçiyor.:)  Sahnede zıp zıp dansediyor, bir oraya, bir buraya koşuyor, tatlı tatlı konuşuyor, evet bir yıldız doğuyor ve Rihanna'ya da benim gözümde büyük fark atıyor. E Jay-Z boş yere kimseyle kontrat yapmaz ;). Hot Right now, sevdiğim şarkılarında ilk 3te sayılır. Kalabalık bayılıyor Rita'ya, herkes çılgınlar gibi dansediyor. Bir ara No Doubt'ın solisti Gwen Stefani'ye olan hayranlığını dile getirip, Hella Good'u, she wants to move ile coverlıyor.  How we do da bitiyor.

Rita sahneden ayrılıyor ama o ne dillere düşen şarkısı R.I.P yi henüz söylemedi. Ben de heyecanla onu bekliyorum. Sonra çıkıyor ve R.I.P'nin ilk notaları duyulmaya başlıyor. O anda ben de Spenny'e dönüp, yukarıdaki hareketi yapıyorum. Meğerse elinde telefon varmış ve döner dönmez fotomu çekiyor. Bir anda gelişen o sevinç anı, böyle yansıyor kameraya, benim için güzel bir festival anısı oluyor. Bu şarkıdan sonra geleceğin yıldızı Rita Ora'ya, güzel performansı için teşekkürler demek kalıyor.

Bu pengunler de çok oluyor canım, bak buraya kadar gelmişler :) .

King Tut's Wah Wah çadırında Hurts var, son iki şarkısını yakalıyoruz. Onlar da benim bildiğim 2 şarkı zaten, Stay ve Wonderful Life :). Performansları çok iyi, Rock'n Coke'a gelecekler, bu sefer tüm seti dinleme imkanı bularak telafi edebileceğimi sanıyorum. :) 

Hurts'den sonra Disclosure var ama ben nedense onları bir türlü, sevdiğim şarkıları olmasına rağmen hatılayamıyorum ve talihsiz bir kararla çadırı terkediyoruz. Geri geldiğimizde Disclosure'un dışarılara taşan bir kalabalığa çaldığını görüyoruz, son şarkı Latch'ı dinliyoruz. Onları kaçırdığıma üzülüyorum, inşallah başka bir yerde kesinlikle ful set dinleyeceğim diyorum.

T Break sahnesine yollanıyoruz, sahnede DIIV var. Ta New York'lardan buralara gelmişler ancak mikrofonda bir sorun var. Müzikleri rock tarzı, tavırlar sakar Nirvanamsı . :)) Gitar çalan çocuk, amfinin fişini falan çıkartıyor yanlışlıkla, komik bir performans izliyoruz ama aklımızda kalıyorlar.

Bu Glastonburry'deki

Poppy Delavigne

çakması da DIIV'ı izleyenler arasında. :)

Transmission stage de Jagwar Ma var.Biz DIIV sayesinde yaklaşık son 20 dakikasına yetişiyoruz. Onları tanımıyoruz, dizi bandajlı, tek ayağı üzerinde duran, değişik figürler yapan  çocuk bize pek güven vermiyor ama dinlemeye devam ediyoruz. O ne şarkılar çok iyi, görünüşe aldanmamak lazım :). Adlarını sonradan öğrendiğimiz Four, Come and Save me, What Love.. gibi şarkılara bayılıyoruz ve size de grubu izlenecekler listesine almanızı, şiddetle tavsiye ediyoruz.

Jagwar Ma bitince hemen Radio 1 Stage'e koşuyoruz, Editors var, ben ilk kez kendilerini canlı dinliyorum. Bir süre bu sahnedeyiz çünkü arkalarından Foals var. İkisi de fena değil ama Foals benim gözümde bir tık daha ilerde.  Foals'da sahneye sütyenini atan kız ve solistin halkın arasına inmesiyle akılda kalan anılar yaşıyoruz ama iki konserde beni çok heyecanlandırmıyor.  Sevgilimin aklı, ana sahnedeki Stereophonics'de. Son şarkıları olan Dakota'ya yetişiyoruz. İnsanlar belli ki onları tercih etmiş, bu sahne daha kalabalık ve Dakota şahane :) .

Türk erkeklerine yeni, kızlarla tanışma taktiği de benim hizmetim olsun. Kızlar, bu gelinlik giymiş çocuğun yanından ayrılmıyordu ;) . 

Foals'dan sonra  The Killers'a kadar vaktimiz var. Biz kızlarla Vip'ye tuvalet ve yemek molası için gidiyoruz, Spenny, bir arkadaşı ile bir şey içmeye gidiyor. Kızlar çok sevip beğendikleri, içinde haggis bulunan Wallace adlı burgeri yememi tavsiye ediyorlar. Bir Tennent's bir Wallace lütfen, sonuç gayet güzel. Spenny ile 20:30'da dönme dolabın önünde buluşmak üzere sözleşiyoruz amaç gün batımında festival alanını üstten bir kez olsun görmek.

Burası ana sahne, insanlar The Killers'ı bekliyorlar. Ana sahnenin arkasındaki binlerce çadırı görüyor musunuz? 

Radio 1 sahnesinde süperstar dj David Guetta var, onun da izleyicisi çok. Bu arada size İskoç seyircisinden bahsetmediğimi farkettim. Seyirci eğlenmeyi biliyor, katılımcı, bilinçli, çılgın, sınırlar yok, kim ne düşünür yok, çok da güzel.  Eğlenceye giriş için söyledikleri iki tezahürat var  birincisi ve en çok kullanılanı "here we, here we, here we f..king go! ( Ki tarafımızdan çok tutulmuştur :)) , diğeri de Tag Team şarkısından alıntı

Whoomp there it is

!. (Bu ikincisine sonra  tekrar döneceğiz ;) . Dönme dolaptan Guetta seyircisinin ilkini söylediğini ve delicesine tepindiğini, kalkan tozdan görebiliyoruz :). 

Bu foto da olayın büyüklüğünü tezahür edebilmeniz için başka bir web sitesinden (www.clashmusic.com)  alınmıştır. Dile kolay yaklaşık 85,000 kişi bir arada ve nerdeyse olaysız, mükemmel bir organizasyon. 

Dönme dolaptan inip, biralarımızı yerinde bulduk. 

The Killers pek beklenmeyecek şekilde sahneye yaklaşık 20 dk. geç çıkıyor. Kapanışı yapacak grubun çıktığı zaman ana sahne de, en kalabalık halini yaşıyor. Somebody told me ile açılışı yapıyor grup ve festivalin 20. yılında,  3. kez T in The Park sahnesinde yerlerini alıyorlar. 2. şarkı benim de bayıldığım Spaceman. Biraz solist Brandon Flowers'dan bahsetmeliyim size. Gömleği hariç siyahlar giymiş, tatlı, sıcak, sempatik, rahat ve etkileyici ( daha başka hangi sıfatları bulabilirdim bilemiyorum ama bunlar yeterli olur sanırım :)) . Wimbledon şampiyonu Andy Murray'den bahsediyor, bir şarkını sözünü Scotland ( Sıkatlınd olan Amerikan telaffuzu da, sorun olmuyor :)) olarak değiştiriyor ve kalabalığı avcunun içine alıyor. Sesi de, performansı da mükemmel. Smile Like you mean it, Joy Division Cover ı Shadowplay, Miss Atomic Bomb gibi şarkıları söylüyorlar. Bir ara kalabalıktan "Whoomp there it is "sloganı yükseliyor ( Unutmayın demiştim, hatırladınız mı??) Bunu duyan Flowers o ne whoomp there it is mi söylüyorsunuz diye şaşırıp, gülüyor ama futbol tezahuratı oley oley oley ile ortayı görüp, golü atıyor, Human'a geçiş yapılıyor ama bize fake atılıyor çünkü henüz Human'ın sırası değil.  Human'ın sırası geldiğinde kalabalık yıkılıyor, tarifsiz güzellikler yaşanıyor.

 Seyircinin kalbini çalan başka bir an da şöyle gelişiyor. Çok eskilere müziğe başladığı yıllarda küçük kafelerde annelere ve kızkardeşlere çaldıkları günlerde Travis hayranı olduklarını ve Travis'in onlara umut verdiğini söylüyor ve yine benim de çok çok sevdiğim Travis şarkısı Side'dan bir kısım söylüyor ve İskoç olan Travis'e yaptığı bu gönderme ve jestle bir kez daha seyirciyi fethediyor,ben de mest.  Runaways, All these things that I've done, When you were youngı da içeren bir kaç şarkı sonra sahneden ayrılıyorlar. Kalabalık Mr. Brightside söylemeden ayrılmayacaklarını biliyor ve evet kapanışı o hitle yapıyorlar. Bu konserden sonra çok büyük hayranları olmamama rağmen kusursuz performanslarıyla beni de kendilerine bağlayan, yapılan ankette neden seyircinin dinlemek istediği grupların başında geldiğini çok iyi anladığım The Killers, T in the Park'ın kapanışına yakışır, mükemmel bir performans sergiliyor. 

Lütfen ama lütfen The Killers'ın yukarıdaki bu muhteşem performansına zaman ayırın, pişman olmayacaksınız. :)

Bu örümcek çifte bayıldım.

Gayda sesi duyuluyor, organizasyonun başındaki kişi çıkıp kalabalığa veda ediyor, seneye görüşeceğiz diyor. 20 . yıl pastasını, büyük bir  havai fişek gösterisi izliyor. Biz hüzünle karışık bir sevinçle, festivale noktayı koyuyoruz. Ne güzel zamanlar geçirdik, yeni gruplar gördük, anlatılmaz deneyimler yaşadık ve rüya gibi 3 günü bitirdik. Seneye tekrar gitmenin hayallerine şimdiden dalmak yanlış mı bilmiyorum ama müziği ve festival kültürünü seven herkese tavsiyem, en az bir kere böyle bir deneyim yaşamalarıdır.

Festival alanında ertesi gün 12:00'ye kadar kalabiliyorsunuz ancak  biz Edinburgh'da uyanmak ve zaman kaybetmemek için Apex International otele gece giriş yapıyoruz.

Edinburgh'da görevimiz var, yüzüğümü almak. Kızları The Pantry'de bırakıp, biz alıp geliyoruz. The Pantry'de,  kahvaltı da pek güzel. Şehirde yapılacak çok şey ama bizim sadece 1 günümüz var. Merkeze Princess Street tarafına gidip biraz alışveriş yapıyoruz. Otele aldıklarımızı bırakıp, otelin bulunduğu güzel yer,  Grassmarket'ta geziyoruz.

Tabi ki kızları

Lovecrumbs

'a götürüyorum. Güllü sıcak çikolatayı içmeden buradan  hayatta gitmem :). Her şey yine çok güzel, kızlar da bayılıyorlar.

Üst /

Tee:

John Galt

Pantolon /

Pants:

Oysho

Ceket /

Jacket:

Zara

Çanta /

Bag:

Longchamp

Sandaletler/

Flats:

H&M

Gözlük /

Sunnies:

Primark

Kolye /

Necklace:

Wallace anıtından ( From Wallace monument)

The Red Door Gallery yine ziyaret ediliyor, içerdekiler her zaman ki gibi kendine hayran bırakıyor.

Kızları Edinburgh Kalesi'ne götürmeden olmaz. O cumartesi kalabalığı yok, e bu sefer yüzük de var. Ferhan ve Duygu'nun şahitliğinde evlenme teklifi daha gerçek, bir şekilde yineleniyor. Her zaman ve  her yerde evet!!! :)))

Sanırım geçirdiğimiz  bu 10 güne, hayatımın en güzel tatili dersem yalan olmaz. Her şeyiyle dolu dolu, mutlu, sürprizli, müzikli, kutlamalı, eğlenceli ve hayatımın sonuna kadar hatırlanacak bu tatili sizinle detaylı paylaşmasam olmazdı.

Şimdi hayatımıza kaldığımız yerden devam, görüşmek üzere!

T in The Park'ta doğum günü

Moda Cadisi

Perşembe akşamı 18:00-19:00 gibi varıyoruz

T in The Park

'ın yapılacağı Balado'ya, Edinburgh'a yaklaşık 30 - 40 dk lık mesafede. Uzaktan bayraklar görünüyor ve heyecan artıyor. Biz Residence denilen bölümde kalıyoruz, işaretleri takip ediyoruz. Otoparkı ayrı ve otopark konaklama alanına çok yakın, ne güzel. Hemen girişimiz ve kaldığımız yeri size bir video ile göstereyim o zaman: 

We arrived

T in the Park

on thursday evening. It's like 30-40 min. away from Edinburgh. We saw the flags from far which was excited and followed the signs. We stayed at the Residence part which has a seperate parking lot and very close to the car park. Here's our entrance and where we stayed with a video.

Esyalarımızı bırakıp, aldıklarımızla rustik piknik soframızı hazırlıyoruz. Bu arada festivalde sistem şu, kalacağınız yere cam şişe olmadıktan sonra istediğiniz yiyecek ve içeçeği sokabiliyorsunuz. Bizim köpüklü şarap nasıl olduysa denetimden geçiyor ama biz de zaten şişeyi  silah olarak kullanmayı planlamıyoruz :).

We left our stuff to the hut and prepared our rustic picnic. By the way the system at the festival is that you can take any food and drink to residence area unless they are glass . However our sparkling wine made it to the residence after the check, we didn't plan to use it as a weapon anyway :) .

Her türlü çilek, frambuaz tipi meyvenin tadına doyulacak gibi değil.  Bunu Duygu'nun iştahlı yiyişinden de anlamışsınızdır sanırım?

Every berry was so delicious there and I guess you can get it from this pic of Duygu? 

Oraya varmanın ve bir hayalimizi daha gerçekleştirecek olmanın verdiği enerjiyle koşturan ben.

Arriving there and thicking another box from bucket list made me so energetic and happy.

Kızlar karınlarını doyurduktan sonra pankartımızı hazırlıyorlar.

After dinner, girls prepared the pancarte. 

Gezi ruhu bizimle, her yerde. C harfinin ucundaki İskoç bayrağı da, Spenny'nin ( Nişanlım olur:) )  katkısı :)

Gezi Park spirit was everywhere with us. The Scottish flag on the C is painted by Spenny ( Aka my fiancé)  :).

Festival boyunca evimiz bu şirin kulübeler oluyor. İçinde sadece yatak, ayna, priz ve ışık bulunan bu basit ama kullanışlı kulübeler Sleep Hut olarak anlandırılıyor ve bize yeterince rahat 3 gece sağlıyor.  Kulübelere yakın duş ve wcler, ayrıca bir de saçınızı ( saç kurutma makinesi ve düzleştirici bile var) makyajınızı rahatça yapmanız için bir güzellik çadırı var, isterseniz ücretli olarak başka uygulamalar da yaptırabiliyorsunuz. Bir festival için fazlasıyla konforlu :)  

We stayed one of these cute sleep huts which has bed, mirror, light and plug inside. They were simple but  very useful.There was an area close by where the loos and showers located along with a beauty tent where you can do your hair ( There were hair dryers and straighteners)  and make up. Yes,  bit luxurious for a festival :)

Bir süre sonra etrafı dolaşmaya çıkıyoruz. Bir kısmı ertesi gün açılacak alanın gördüğümüz kısmı bile büyüklüğüyle bizi etkiliyor. Bir dj müzik çalıyor, kimi dansediyor, kimi yemek yiyiyor, kimi etrafta koşturuyor, bazısı alışveriş yapıyor. Daha çok bir eğlence parkı veya karnaval havası hissedilen bu yerde eğlence şimdiden başlamış görünüyor.

Later we had a discovery tour at the Festival. Most of the stages were closed but still  it was huge enough to thrill us. People were dancing to a dj, eating, running around, shopping, it almost felt like a amusement park or a carnival more than a festival. It looked like the party already started.

Ertesi gün mühim gün, benim doğum günüm :))) ( Aynı zamanda birlikteliğimizin 2. yıldönümü) Sevgilim diyor ki hava çok güzel St Andrews'a gidelim. Yolda

Cairnie meyve çiftliği

dükkanında durup kahvaltı ediyoruz. Kendi meyvelerini üretip satan bu yer, cici dükkanı ve arkadaki geniş alanı ile çok çok keyifli.

The next day was very important! because it was my birthday and our second year anniversary :)) We drove to St Andrews and on the way we stopped at

Cairnie  Fruit Farm

and had breakfast.  It was a beautiful place with its little shop and background.

Doğum günümde herkese, aldığım Happy Birthday gözlüklerini veriyorum ve doğum günüm boyunca çıkartmamalarını söylüyorum :)) Canlarım beni kırmıyorlar .

On my bday I handed out  Happy Birthday sunnies that I bought  for everyone and asked them to wear till the day finishes :)) My sweeties didn't even say a word :))

Doğum günümde istediğimi yemek hakkım değil mi? :)  Laf aramızda bu scone çok başarılıydı.

I

could eat whatever I want on my bday, right?  By the way that scone was so delish.

Inanmayacaksınız ama yağmurdan başka bir şey görmeyeceğimizi sandığımız İskoçya'da St Andrews plajında güneşlenip, Kuzey Denizi'nde yüzüyoruz.  Buna İskoçlar bile şaşırıyor, havanın bize kıyağı muhteşem.

You won't believe this but we had sunbathing in St Andrews beach and swam in North Sea. Even Scots couldn't believe how amazing the weather was. 

Öğle yemeğinde fish & chips var.

Fish and chips for lunch.

Festival alanına döndüğümüzde, duştan sonra ben kızların külübesinde akşama hazırlanıyorum. Bizim kulübeye dönüşümüzde bir bakıyorum kulübe, doğum günüm ve nişan için balonlarla, yazılarla süslenmiş. Bir sürpriz daha, yine çok mutlu oluyorum. :))

Festivalde cuma günü kostümünle gel günü, biz de gözlüklerimizle küçük bir katılımda bulunuyoruz.  Biliyorum çok komikler ancak bir sürü kişiden iltifat aldığımızı söylemeden geçemeyeceğim :) .

It was fancy dress friday at T in the Park and our sunnies were on the point. I know they are so  funny but we got lots of compliments about them :)) 

Festivalin tüm kadrosu işte böyle. Cuma günü plaj, yol, dogum günü kutlamaları derken biz Silicone Soul, Haim, Rudimental gibi dinlemek istediğimiz bazı şeyleri kaçırıyoruz. Her neyse canım! :)

Here's the line up. We missed some of the acts we wanted to see  like Silicone Soul, Haim , Rudimental on Friday because of the celebrations. Anyways! :)

Planladığımız gibi ilk olarak albümünü çıktığından beri evire çevire dinlediğim Emeli Sande'yi dinliyoruz. Puantiyeli üstünü, çizgili eteğiyle tamamlamış, hem enerjik hem de şık görünüyor. Sonlara doğru söyleyeceğini düşündüğüm favori şarkım Heaven'ı 2. şarkı olarak söylüyor, ben çıldırıyorum. :) Doğum günümü Emeli Sande ile kutlamak inanılmaz. Albümdeki Clown, Next to me, My kind of love, Suitcase .. gibi şarkılarını hiç detone olmayan mükemmel sesiyle bir bir seslendiriyor. Herkes şarkılara bir ağızdan eşlik ediyor ancak Labrinth le olan şarkısı Beneath Your Beautiful'daki coşku bir başka. Uzun lafın kısası Emeli Sande kendi evinde, tümüyle kusursuz bir performans sergiliyor. 

I was listening Emeli Sande's album over and over since it was out so our start to festival was with her performance. She wore a polka dot top with a stripey skirt, looked energetic and chic. She sang Heaven, which is my favorite song, as the second one and I went mad. It was too good to be true  celebrating my bday with Emeli Sande. Her voice was great and sang all of the good songs like Clown, Next to me, My kind of love, Suitcase.. Everyone was singing along with her but the crowd was loving her collaboration with Labrinth - Beneath Your beautiful in a special way.  In short she was the queen in front of her hometown crowd. 

Bir festival söz konusu olduğunda asla çok püskül diye bir şey söz konusu değildir :) 

There's nothing like "too many fringes"  in a festival :). 

Üst ve şort /

Top and shorts:

Zara

Çanta /

Bag:

Mango

Ayakkabılar /

Shoes:

Converse

Emeli'yi takiben King Tut's Wah Wah çadırındaki Of Monsters of Men'e koşuyoruz. Neyseki eğlenceli şarkıları Little Talks'u yakalıyoruz, çok eğlenceli yukarıdaki videoya da konuk ediyoruz.

We ran to King Tut's Wah Wah stage for seeing Of Monsters of Men, luckily we had a chance to listen to their fun song Little Talks on above video. 

Biraz Radio One sahnesinde The Courteeners, uzaktan Chase and Status'e bakıyoruz ama biz esas Kraftwerk'i bekliyoruz. Kızlarsa tercihlerini Mumford and Sons'dan yana kullanıyorlar.

A little bit of The Courteeners and Chase and Status was on our list but our main act for Friday was Kraftwerk. Girls were away to see Mumford ans Sons.

Alman kökenli Kraftwerk, modern müziğin mucitleri olarak anılıyor . 27 yıldır tek bir şarkı yapmamış olmalarına rağmen, hala elektronik müzik severler için dünyanın en iyi grubu. Şovları için 3D gözlüklerimizi takıyoruz ve robotların büyülü dünyasına dalıyoruz. Görseller şahane, müzik şahane.Yıllardır tvde, dergilerde gördüğümüz o hareketsiz duran 4 adam önümüzde, bizim için yine muhteşem bir müzik tarihi anı. Sevgilimin babasının dinlediği, onun şarkılarıyla büyüdüğü grubu huşu içinde dinliyoruz. Adamların neden hala tıklım tıklım bir çadıra çaldığını, neden efsane olduklarını çok daha iyi anlıyorsunuz. 

German based Kraftwerk is known as the band invented the modern music. Even they haven't been released a single note for 27 years, they are still the greatest band to electronic music lovers. We put our 3D glasses and dived in to the robots world. The visuals and music were amazing. It was another epic moment of music history for us and you understood why they became legends. 

Kraftwerk videolarıyla, size de biraz atmosferi göstermek istedim. Dünya gözüyle onları da dinleyebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum ve hayatımın en güzel  doğum gününü geçirmenin mutluluğuyla uykuya dalıyorum.

Here are 2 Kraftwerk videos for you. I'm feeling so lucky for listening them and had the best birthday ever on that day. 

Note: Bu iki videonun neden o düz durmadıklarıyla ilgili bir fikrim yok.

I really don't know why those 2 videos are not straight :(